
Yeni yazımı bu kez biraz da içinde olup tanık olduğum bir dünyadan yazıyorum.
Türkiye’de asıl sorunun çoğu zaman “insan” değil, “sistem” olduğunu yeni yeni fark ediyorum.
Daha doğrusu, sistemsizlik.
Uzun zamandır şikayet ediyoruz: verimsizlikten, adaletsizlikten, iletişimsizlikten…
Ama belki de sormamız gereken asıl soru şu:Sistem nasıl olmalıydı?
Kurum fark etmeksizin kamu ya da özel sektör çoğu yapının ortak bir açmazı var: yapısal düzen eksikliği kadar, duygusal ve ruhsal yoksunluk.
Bana kalırsa bugün bütün kurumların, en az insan kaynakları kadar güçlü bir “insan ruhu” birimine ihtiyacı var.
Evet, belki adı terapist olmaz ama özü bu olmalı:İnsanı duyan, gören ve iyileştiren bir alan.
Çünkü sistem dediğimiz şey yalnızca prosedürlerden ibaret değil.Sistem, insanın iç dünyasının toplamıdır.
Ego üzerine kurulu koltuk sevdaları, makamla var olduğunu sanan kimlikler, gücü sevgiden değil pozisyondan alan ilişkiler…
Tüm bunlar sistemin görünür yüzü. Oysa koltuk olmadan da varlık gösterebilen, işini hakkıyla yapan, sessiz ama güçlü bir çoğunluk var.
Onlar sistemin görünmeyen omurgası.
Belki de asıl mesele; pozisyonla değil, değerle var olabilmek.
Bugün yaşadığımız sistem karmaşasının kökünde ruhsal bir doyumsuzluk var gibi geliyor bana. İnsan görülmediğinde, duyulmadığında, takdir edilmediğinde güçle beslenmeye başlıyor. Güç arttıkça empati azalıyor. Empati azaldıkça sistem sertleşiyor. Sertleştikçe insanlar içine kapanıyor. Ve biz, yüzlere gülümserken içimizde bambaşka düşünceler diyarına gidiyoruz.
Çoğu zaman kendi zihnimiz bile bunun farkında olmadan…
Belki bizi kurtaracak olan şey devrimler değil;biraz felsefe, biraz mizah ve bolca sabırdır.
Felsefe düşünmeye alan açar.Mizah egoyu yumuşatır.Sabır ise insanı derinleştirir.
Ruhani doygunluk olmadan sağlıklı bir sistem kurmak mümkün değil. Çünkü sistem insanın dışa vurmuş halidir. İçeride karmaşa varsa dışarıda düzen beklemek hayaldir.
Ve belki de bu yazının vardığı yer çok daha sade bir noktadır:
Bir Zen üstadının dediği gibi,“Kendini bütünüyle ifade etmek için önce kendini bütünüyle unutmalısın.”
Mesele belki de budur.
Merva Talay
Kamu Görevlisi | Sunucu | İçerik Üreticisi